
Elinde ince bir tel, oturmuş duvar dibine,güneşi de almış tam tepesine çeşitli şekiller yapıyor..
Ara ara kafasını kaldırıp yolun ardındaki boş tarlaya bakmak için göz kapaklarını hafiçe kısıyor..
Şekil vermeyi bıraktığı tel parçasını tiske atar biçimde yolun hemen karşısına atıyor..
Yoldan bazen bisikletli amcalar geçiyor ona doğru bakarak..
O, yorgun bedenini biraz daha taşıyamayıp üzerindeki ceketi başının altına alıp soluna doğru kıvrılıyor..
Onu o halde gören hiç kimse "seslenmiyor"..
Güneş tepe noktasından aşağı doğru eğim aldığı vakit, duvarın bitimindeki sokaktan tarlaya doğru gelen çocuk seslerinden uyanıyor..
Henüz okul kıyafetlerini çıkarmamış erkek çocukları, mavi önlükleri, açılmış yakaları, ellerinde uçurtmaları ile tarlaya doğru koşuyorlar..
Doğrulup yattığı yerden izleme başlıyor çocukları..
Birbirine yardımcı olan 6 çocuk uçurtmaları uçurduktan sonra, onun hemen önüne, yolun tarlaya sınırı olan yakasına oturuyorlar..
Çocuklar ara ara uçurtmaları ile mektup yolluyorlar..
O, gözünü gökyüzüne kaldırıp uçurmalardan birisini seçiyor..
Elini cebine atıyor ve siyah beyaz bir fotoğraf çıkarıyor..
Fotoğrafta bir kadın ve bir erkek el ele..
Fotoğrafı öpüyor, kokluyor ve kalkıp seçtği uçurtmayı uçuran çocuklara yaklaşıyor.
Fotoğrafı ip geçiriyor..
Bir müddet giden fotoğrafın arkasından bakıyor..
Yaşayamadığı çocukluğunu, annesini babasını orada bırakıyor ve yavaş yavaş hiç ses çıkarmadan oradan uzaklaşıyor...
("Uçurtma ile mektup yollama" tabirini bilen bilir ama bilmeyenler için.. Gergin olan uçurmanın ipine -ki naylon bir ipse daha iyi olur- bir kağıt parçasını geçirirseniz, o kağıt parçası ipten yukarı doğru tırmanmaya başlar.. İşte buna "uçurtma ile mektup yollama" denir.
Yanlış hatırlamıyorsam biz böyle yapıyorduk...)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder