5 Nisan 2010 Pazartesi

Küçük Öküz


Sıcak bir temmuz sabahıydı.. Öküzler yine ye, iç, yat, geviş getir mantığıyla dünlerinden hiçbir farkı olmayacak olan bugünleri için meraya doğru ilerliyorlardı..

Küçük öküz, yanındaki büyüklerini dikkatle takip ediyordu.. O da birçok öküz gibi gözlem yaparak, sosyal öğrenme, deneme yanılma gibi yollarla öğreniyor; gün geçtikçe bilgisine bilgi katıyordu.. En çok da rahatsız olduğu sineklerden kurtulmak için kullanmayı öğrendiği kuyruğuna mutlu oluyordu..

Öküzler için hayat hiç de zor değildi aslında.. Belli bir yaşa kadar herhangi bir sorumluluk üstlenmiyorlar, ilerleyen yaşlarında damızlık olarak kullanılıyorlardı ki bundan hiçbiri şikayetçi değildi.. Tek sorun çiftliğe gelen büyük firmaların kesim için aralarından alıp götürdükleri öküzlerin akıbetinin bilinmemesiydi.. Ha bir de insanların yılda bir kez yaptıkları bir tören vardı.. Fakat buna da gelişmiş kader inançları sayesinde karşı koymuyorlar ve hallerine şükrediyorlardı..

O gün küçük öküz çok neşeliydi.. Annesi ona izin vermiş dağ tepe bayı aşşa koşturup duruyordu.. Fakat birden etrafa bir sessizlik yayıldı.. Ne olduğunu anlayamamıştı.. İlerden bir yerden değişik bir ses ortamdaki sessizliği bozmaya başlamıştı.. Hemen annesinin yanına kaçan küçük öküz ilk kez karşılaştığı bu duruma adapte olmakta zorlanıyordu..
Derken önlerinden arka arkaya eklemiş birçok kutu demir çubuklar üzerinde ilerliyor, ilerken de hırıltılar çıkarıp "düüüüüt" gibi bir ses çıkatıyordu.. Küçük öküz ilk kez gördüğü bu cisme şaşırırken esas durumu sonradan farketti..
Tüm inekler otlamaya devam ederken bütün öküzler trene bakıyordu.. Buna bir anlam veremedi uzun süre.. Fakat o da treni izliyordu.. Çünkü merak ediyordu..

Bu durumu çiftliğe gittiklerinde annesine sordu.. Annesi bir yandan geviş getirip bir yandan da olanları anlatmaya başladı:
Günlerden bir gün çiftliğe hiç bilmedikleri iki inek gelmişti.. Dilleri farklı, renkleri farklı, sanki geviş getirmeleri bile farklıydı.. Biri erkek biri dişi bu iki yeni üye önceleri pek sıcak karşılanmasa da daha sonra herkesle içli dışlı olmuşlardı..
Farklı olan dişi inek bir anda tüm çiftlikteki öküzlerin ilgi odağı olmuştu.. Erkek inek ise yeni yerini pek yadırgamış, alışamamış ve hastalanarak vefat etmişti..
Aylar geçmişti.. Her şey o kadar güzeldi ki bizim açımızdan; öküzlerin bir dişi üzerinde yoğunlaşması bizim verimimizi ikiye katlamış, çiftlik sahibi de mutlu olup bize kaliteli yemler vermeye başlamıştı..
Bir gün çiftliğe bir araba geldi ve aramıza yeni katılan ineği yükleyip götürdü.. Çiftçi onu verirken hiç memun kalmadığından bahsediyordu..
Ne olduysa o gün oldu.. Merada otlayan tüm öküzler o gün önlerinden geçen o dizili kutulardan gelen sese doğru başlarını kaldırdılar.. Evet bu ses, aramızdan ayrılan o ineğin sesiydi.
O günden sonra bir daha görebilir miyiz acaba diye ne zaman o kutular geçecek olsa durup onu izlerler..."

Anlatılanlar küçük öküzün merakını artırmıştı.. Büyük öküzlere de danıştı.. O kadar çok güzel söz duydu ki o ineğin hakkında ne zaman merada otlarken o garip sesli kutular geçse, o da başını kaldırıp bakmaya başladı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder