dayanabilir misin sınırlarına dayandığında med-cezirlerin? dolduramadığın boşluklarında sesli düşünebilir misin peki? sakladığın şeyleri zaman bulunca durabilir misin karşısında? öncelik verdiklerinin hesabını sorarsa ya korkuların ne dersin? yalnız kaldığını söylüyorsun ya yalın kalabilir misin peki? kendini kandırınca başlıyor her şey unutma.. kendini kandırınca...
bıraktığın noktalardan yola çıkıp tekrar bulsam seni... ve tüm yüklemlerini sevmek zamanıyla çekimlesem...
eksiklerini tamamlama uğruna tamlarını eksilten insan nesliyiz...
kutularım var açmaya korktuğum..kendimi avuttuğum yalanlarım var..sözlerim var verdiğim..özlemlerim var beklediğim..satırlarım var gizlediğim..isteklerim var dizginlediğim..kuytularım var göstermediğim..öncelerim var içinde..ellerim var kutunun üzerinde..tutuklu ellerim...
Beyaz bir lekeydin siyah dünyamın üzerinde.. Dağılıp büyümesini isterdim ama lekeydin işte.. Çıkarmam gerekti seni..
"Yazı yamam için bana çiçek, kuş hürriyeti değil, içimdeki aşkın, deliliğin, oturmaz düşüncenin hürriyeti lazım. Küçücük hürriyetler değil, alabildiğine yüz verilmiş bir çocuk hürriyeti istiyorum." Sait Faik Abasıyanık
bütün çiçeklerin nektarını çalıyordu küçük kanatlarıyla..geleceğin güne yetişsin diye ağustos böceklerini şimdiden ayarlamıştı..karıncalar bile davetliydi, kelebeklere o güne tarih verdi kozalarından çıkmasınlar diye..herkes için ileri saran zaman onun için geri sarıyordu..yaklaştığın her gün için ağaçlara attığı çenti...klerden mona lisa bile yapmıştı sana ama sensiz bir anlamı yoktu... (son 55 gün)
Kar yağsın diye dua ederdi hep zamansız yanından kaçışlarında...
İki zıt kutup olmamıza gerek bırakmıyordu bizi; çekim eklerinin çekimsel gizil güçleri...
Küçük ekmek kırıntıları olsa yolda, sana götüren.. Ve tüm kuşlar ile karıncalar rejime başlasa o gün...
(Küçük ekmek kırıntıları olsa yolda, sana götüren.. Ve tüm kuşlar ile karıncalar rejime başlasa o gün.. Bir sürü kır çiçeği toplayıp sepetime, çevirsem pedalları patikalarında ormanın ve bitiminde denizden esen rüzgara bıraksan saçlarının kokusunu içime dolan.. Düşünsen, kasvetini unutup kışların, baharı.. Kollarını açıp, belki de bir yerlerde bıraktığın cesaretini beklesen.. Yeni şarkıları mırıldansa dudakların.. Kozasından çıksa ertelediklerin.. Üzerine basılmış çiçeklere üzülmeyi bırakıp yeni tohumlar eksen.. İçine çekip tazelesen nefesini ve düşünsen.. Kim bilir belki içindeki ses "yeter" diyecek... )
Küçük bezelye taneleriyle misket oynayan.. Halının kenarındaki çizgileri oyuncak arabasına yol yapan.. Sağlık ocağından serum, şırınga çalıp kubağalar üzerinde deneyen.. Telefonla bilmediği numaraları arayıp konuşan.. Kendi bahçesinde daha güzeli varken diğer bahçelerden incir çalan.. çocuğu özledim... :(
Ancak güneş ışığı girdiğinde görebilirsin odanda uçuşan küçük tozları...
küçük iğnesiyle yamadığı cümlelerini tekrardan sıraya dizip var etmeye çalışıyordu kendini.. stabilize seçtiği anlatım tekniğini kirpikleri arasından yağan yağmur bozuyordu her seferinde.. her yere yama gerekiyordu.. oysa hayat zaten anlatım bozukluğunu soruyordu ona.. anlatımını değil ama bir güzel "ağzını bozdu" bir ...müddet sonra.. terbiye edilemezdi cümleler!!!
Peçete koleksiyonu vardı Nafize Teyzenin.Tam 40 yıldır biriktirdiği peçetelerini özenle sandıklarında saklıyordu.Onları gösterirken misafirlerine o kadar mutlu oluyordu ki bunu gözlerinden anlıyordunuz.Bilen biliyordu ama bilmeyenler için şöyle dedi o gün:"Ben 40 yıldır ağlamıyorum.O, beni bıraktığı günden beri gözyaşl...arımı hep bu sandıklarda saklıyorum." O gün bizi uğurlarken bir peçete daha ekledi koleksiyonuna...
Aşkın belki de en güzel yanı, size bir şey katmasından çok sizden bir şey götürmesidir...
Kılavuzu burnu olanın boku kargadan çıkmazmış.. (böyle daha derin anlamlı oldu sanki)
yazıları ters gösteren aynada kendini doğru görebilmek mi marifet???
O güzelim, sıcacık mercimek çorbana ellerinle atarsın ya kırmızı kırmızı pul biberi ve unutursun da o ellerle gözlerini ovcalarsın ya.. Öyle bir şey...
Adam "peşin" istiyordu zamandan alacaklarını.O kadar biriktirmişti ki ödeyemez diye hesaplıyordu hep.Fakat o gün geldiğinde zaman alacaklısını yanılttı yine.Öyle bir şey verdi ki ona; tüm alacaklarını silmek zorunda kaldı adam.Zaman adama "bir saat" daha verdi.O gün azrail bir saat sonra geldi adamın yanına ve alacağını alıp gitti...
Çocuk bir an durdu.. Elinden tutan adamın yüzüne bakarak: "Abi, anneme gitmiyor muyuz?" dedi, biraz ilerde üzerine kapanmış ağlayan annesini göstererek.. Adam sadece gülümsedi.. Çocuk, hala ölümü oyun sanıyordu...
6 Nisan 2010 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder